Besmele

Abdullah Kadiroğlu | . | YAZARLAR

Mahiyeti itibariyle insan, son derece âciz, fakir ve bir çok ihtiyacı olan bir varlıktır. Kendisi adına âdeta bir hiçtir o. Bununla beraber çok ağır bir vazifeyle mesûl tutulmuş, çok zaman kendini idare etmekten aciz olduğu halde kâinâta halife olmakla serfiraz kılınmıştır. En küçük şeylerden en büyük şeyleri meydana getirmekle her zaman büyüklüğünü gösteren Cenâb-ı Hakk, insana hiçliğiyle beraber iman gibi bir sermaye vermiş, bu ağır yükleri omuzlama yolu göstermiştir. İman, bütün karanlıkları aydınlattığı gibi bütün yükleri de hafifletiyor. İnsan, Rabbisine boyun eğmekle, ona dayanmakla, yardımı sadece Ondan beklemekle, boyunu aşan bütün işlerin altından kalkabiliyor. İşte besmele herşeye gücü yeten Zat’a inanmanın, O’nun gücüne dayanmanın, O’nun inayetine sığınmanın bir ünvânıdır.

Bugüne kadar binlerce Hak dostu besmeledeki esrârı keşfetmeye çalışmış, harf harf onu incelemiş ve bir çok da eser ortaya koymuşlardır. Evet, “Besmele her hayrın başıdır.” Başta kâinât onunla açılmış, dünya onunla kurulmuş, Cenâb-ı Hakk’ın her icraâtında o görülmüştür. Üstad Hazretlerinin ifadeleriyle “Besmele, tükenmez bir kuvvet, bitmez bir berekettir.” Çünkü bitmeyen, tükenmeyen bir kaynağa bağlıdır. Bütün evliya “bismillah”ı Arş-ı Âzam’dan insanların ellerine uzatılmış nûrânî bir ip olarak tasavvur etmişler ve kâinatta var olan bütün hakikatlerin bir nüve halinde onda bulunduğuna inanmışlardır. Üstad Hazretleri de insanın “bismillah”a her vakit muhtaç olduğunu belirtir. Peki bizler acaba hayatımızda gerektiği ölçüde ona yer ayırabiliyor muyuz?

Bir kaç sene önce, Zaman Gazetesi’nde Abdullah Aymaz Abi’nin bir yazısını okumuştum. Bir arkadaş grubuyla beraberlerken Bediüzzaman Hazretlerinin eserlerinden bir yer okumak isterler. Abdullah Aymaz Abi, besmelenin anlatıldığı birinci sözün okunmasını teklif eder. Fakat arkadaşları âdeta “burayı defalarca okuduk, anlattık” der gibi bir tavır sergiler. Dersten bir süre sonra yemek vakti gelir ve yemek masasına otururlar. Abimiz herkese dikkat eder ve yemeğe başlarken “bismillah” diyeni göremez. Bunun üzerine çoğumuzda bulunan bir eksikliği kaleme alır. Neredeyse ezberden okuyabileceğimiz bir yerin hayatımıza da aynı şekilde kazınması gerektiğini anlatır.

Efendimiz (aleyhissalâtü vesselam) “Besmele ile başlanmayan her işin sonu kesiktir.” buyurur. Yani bereketi yoktur, hayırla neticelenmez. Allah’tan yardımının istenmediği bir işe Allah’ın da desteği yoktur. Dolayısıyla o işe de bir çok düşman musallat olur. Zaten Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) de besmele ile başlanmayan yemeğe şeytanın ortak olduğunu bildirir. Başta hatırlanmamışsa hiç olmazsa hatırlandığı yerde “bismillâhi evvelehû ve âhirahû” diyerek şeytanın ortaklığının bitirilmesini tavsiye buyurur. Düşmanı engelleyecek tek şey de besmeledir.

Bizler bazen hayatımız için çok önemli olan şeyleri küçük gördüğümüz için yapmıyoruz. Zannediyorum besmele de bunlardan birisidir. Cenâb-ı Hakk’ın bir rahmeti olarak, söylemesi çok kolay, dile çok hafif ve mükâfatı da çok fazla olduğu halde ya gafletimizin, ya önemsemeyişimizin ya da şeytanın bir aldatması sonucu böyle büyük bir hazineyi değerlendiremeyebiliyoruz. Halbuki besmele semâlardan üzerimize inen bir nûr ise elbette onunla hayatımızın her ânını nurlandırmanın yollarına bakmalıyız. Başdığımız her işe onunla başlamalı, yaptığımız her faaliyeti onunla bereketli hâle getirmeliyiz. Yemeğe başlarken, su içerken, çayımızı yudumlarken; evimize girerken, dolabımızın kapısını açarken, bilgisayarımızı açarken, telefon etmek için ahizeyi kaldırırken, arabamızı çalıştırırken, otobüse binerken, kitap okumaya başlarken.. kısacası hayatın her karesini O’nun adıyla nurlandırmalıyız. Belki başlangıçta ifrat gibi görülebilir ama karşılığına bakılınca hiç de öyle olmadığı anlaşılır.

Menkîbe kitaplarında bir hâdise anlatılır: Bir kadın her işini besmeleyle yapmaktadır. Bir süre sonra bundan rahatsız olmaya başlayan kocası hanımına bir oyun yapmak ister. Cüzdanını ona verir, lazım olunca tekrar isteyeceğini söyler ve saklamasını ister. Kadın, “bismillah” diyerek cüzdanı alır ve yine “bismillah” diyerek bir yere saklar. Kadının cüzdanı nereye koyduğunu gören kocası, bir süre sonra onu oradan alır, bir kuyuya atar ve eşinden onu geri ister. Kadın “bismillah” diyerek cüzdanı koyduğu yere elini uzatır sonra şaşkınlık içinde kocasına gelir ve “ben bunu kuru olarak koymuştum ama orada nasılsa ıslanmış” der. Bu bir menkîbedir ama aslına değil de faslına bakmak lazım. Her şeyin sahibi olan Zat’a güven tam olunca O, olmazları oldurur, yardımını isteyenleri yardımsız bırakmaz. Lise yıllarında bir hocamız “Yeni eğitim öğretim sezonuna besmeleyle başlayan var mı?” diye sormuştu da zannediyorum olumlu bir cevap alamamıştı. Hayatımız için önemli gördüğümüz, senelerimizi verdiğimiz bir mesele için bile onu bereketli kılacak bir iksiri küçük görebiliyor, hatırlamayabiliyoruz. Bereketli, bol semereli geçmesi mümkün olan bir hat da yümünsüz ve bereketsiz bir şekilde geçip gidebiliyor.

Kâinatta her şeyin evrâd olarak “bismillah” dediğini ifade ediyor Üstad Hazretleri. Yağmur yağarken onunla yağıyor, gök onu zikrederek gürlüyor, dünya her an onu okuyarak dönüyor, tohun onunla neşv-ü nemâ bulup gelişiyor ve en sert kayaları delip geçiyor, en sert iklimlerde tazeliğini koruyan bitkiler onun sayesinde koruyor, hâsılı kâinat bütün efrâdıyla onu zikrediyor. Kâinata halîfe olma konumunda olan insan da elbette irâdî olarak bütün işlerine onunla başlamalı, hayatına onu hakim kılmalı ki bu çöllerde başıboş, yalnız, garip ve kimsesiz kalmasın. O halde birinci sözde denildiği gibi “Onunla başlamalı, Onunla işlemeli, Onunla almalı, Onunla vermeli, Onunla vermeyenden almamalı” vesselam.